Stres denildiğinde genellikle suçluyu dış dünyada ararız; yoğun iş temposu, trafik ya da ani bir gürültü… Ancak Lazarus’un Stres Modeli, stresin kaynağının olaydan ziyade bizim o olayı nasıl anlamlandırdığımız olduğunu savunur. Yani stres, dışarıdan gelen bir etkiden çok, içsel bir “atıf” meselesidir. Bir olayla karşılaştığımızda zihnimiz farkında olmadan şu üç temel soruyu sorar ve yanıtlar: Şu an ne oluyor? (Birincil Değerlendirme – Durum tespiti)Bu durum benim veya sevdiklerim için bir tehdit mi? (Risk analizi) Ben bu durumla baş edebilir miyim? (İkincil Değerlendirme – Kaynak analizi). Bir örnekle inceleyelim. Dışarıda duyduğunuz bir patlama sesini düşünün. Bu sese verdiğiniz anlam, biyolojik stres tepkinizi doğrudan belirler:
Senaryo A: Eğer sesin bir havai fişek olduğunu düşünürseniz (1), bunun tehlikesiz olduğuna karar verirseniz (2) ve “Balkona çıkıp bu görsel şöleni izleyebilirim” derseniz (3); vücudunuz gevşer, hatta keyif alırsınız.
Senaryo B: Eğer aynı sesin bir çatışma olduğunu varsayarsanız (1), bunun ölümcül bir tehdit olduğunu düşünürseniz (2) ve “Bununla baş edemem, güvende değilim” (3) yanıtını verirseniz; vücudunuz yoğun bir stres tepkisi (savaş ya da kaç) üretir.
Sonuç olarak; yaşadığımız stresin şiddetini belirleyen, maruz kaldığımız “gürültü” değil; o gürültüye dair zihnimizde kurduğumuz senaryodur. Olaylara yaptığımız atıfları fark etmek, stres yönetiminin ilk ve en güçlü adımıdır. Siz bir kriz anında kendinize hangi soruları soruyorsunuz?