Ölümün Soğuk Yüzü Karşısında

Savaş, doğal afet veya terör saldırısı gibi hayati risk içeren olaylarla karşı karşıya kalan bireylerin bu tür olayları yaşamayanlarda daha fazla çocuk sahibi olduklarından söz edilir. Üreme davranışının altında yatan motivasyon düşünüldüğünde ölüm kaygısının cinsel arzuyu tetikleyebildiği söylenebilir. Aslında ölümlülüğün öne çıkması ile çocuk sahibi olma arzusu arasındaki bağlantı yeni bir varsayım değildir. Dehşet Yönetimi Teorisi’ne -DYT- (Solomon, Greenberg ve Pyszczynski, 1991) göre, ölüm kaygısıyla başa çıkmak için insanların bir anlam duygusuna ihtiyacı vardır. Böylelikle insanlar daha büyük bir şeyin parçası olma duygusu kazanırlar ve bireysel varoluşlarından daha anlamlı hissederler. Beyninin bilişsel evriminden sonra ölümün kaçınılmaz bir son olduğunu anlarız. Becker (1973) hayatta kalma içgüdüsü ile ölüm bilinci arasındaki çatışmanın insan motivasyonunun temeli olduğunu belirtir. Bu sebeple ölüm farkındalığından kaynaklanan varoluşsal kaygıyı yönetmek için başa çıkma mekanizmaları bulmaya ihtiyaç duyarız.

Henüz tam anlamıyla ölümsüz olmanın bir yolu olmasa da insanların sembolik olarak bir ölümsüzlük kavramı oluşturması mümkündür çünkü insan hem soyut ve sembolik düşünme yeteneğine sahiptir. Sembolik ölümsüzlüğe çeşitli şekillerde ulaşabiliriz. Çocuk sahibi olmak, anlamlı bir ilişkiye sahip olmak veya basitçe cinsel çekicilik (öz saygı için) ölüm kaygısıyla başa çıkma mekanizmaları olarak düşünülebilir. Çocuk sahibi olma arzusu, zihinlerde kalmış hatıralar veya çocuğun DNA’sındaki genetik kodlar üzerinden bu dünyada bir şeyi geride bırakma arzusuna dayanabilir. Her iki durumda da çocuk sahibi olmak sembolik ölümsüzlüğe ulaşmanın iyi ve kolay yolu olabilir. Bu bağlamda Becker (1973), “Doğa ölümü ebedi organizmalar yaratarak değil, geçici olanların üremesini mümkün kılarak fetheder” (s. 163) demiştir. Nitekim evrim teorisi, canlıların genlerini olabildiğince çoğaltmak için tasarlandıklarına işaret etmiştir. Öte yandan, çocuk sahibi olmak, DYT’nin ölüm kaygısıyla başa çıkmak için işaret ettiği bir anlama ve öz-değere sahip olmaya da yardımcı olabilir. DYT ile ilgili tüm araştırmalar bize kültürel dünya görüşlerinin ve benlik saygısının ölüm kaygısına karşı bilinçdışı savunmalar olduğunu gösteriyor. Çünkü kişinin yaşam için daha yüksek bir amacı vardır (bir insan yetiştirmek) ve çocuk yetiştirmek zorlu ve tatmin edici bir süreçtir. Kısacası ölüm bilincini savunmak için kültür aracılığıyla kendimiz için anlamlı bir dünya yaratıyoruz. Bu şekilde sembolik ölümsüzlük kazanabiliriz çünkü kalıcı ve anlamlı bir şeyin parçası olduğumuzu hissederiz.

Birnbaum, Hirschberger ve Goldenberg (2011) ölümlü olma belirginliğinin cinsel motivasyon üzerindeki etkisini incelemişlerdir. Ölümle ilgili düşünceler hazırlandıktan sonra bireylerin hem cinsel istek düzeyini hem de bunun arkasındaki nedenleri araştırmışlardır. Sonuçlar, ölümlülüğün belirginleşmesinin romantik sekse (hem erkekler hem de kadınlar) olan istekliliği artırdığını ve erkekler arasında gündelik seks arzusunun azaldığını göstermiştir. Bu bulgular, cinsel arzunun farklı motivasyonlardan kaynaklanabileceğini göstermektedir. Kısacası cinsel davranış ölüm farkındalığı ve endişeye karşı bir savunma mekanizması işlevi görebilir.

Evrende her şey tersi ile vardır. Her tezin bir antitezi vardır. Karanlığın ışığı vardır, sevginin nefreti vardır, beyazın siyahı vardır, negatifin tersi pozitiftir … Ve ölümün zıttı olarak hayatta kalma içgüdüsü vardır. Ölüm kaygısıyla başa çıkmak için hayatı ortaya çıkarmamız gerekiyor. Freud (1920), dürtüler teorisindeki tüm davranış ve tutumların altında iki dürtü olduğunu açıklar. Bunlar Eros (üreme) ve Thanatos’tur (ölüm). Eros’u yaşam arzusu (cinsel içgüdüler) ve Thanatos’u ölüm arzusu (saldırganlık) olarak adlandırmıştır. Eros ayrıca, Yunan Mitolojisinde şehvetli aşk ve arzunun tanrısı olarak bilinir. Kısacası, eğer ölümden bilinçli ya da bilinçdışı kaçınmaya çalışırsak, muhtemelen sembolik olarak sonsuza kadar yaşayacağız.